Archive for 2008

yil.sonu.yazisi.

31 Aralık 2008 Çarşamba § 2



bir yıl sonu yazısı yazmayı düşünüyorum, tüm senenin de bir dökümünü yapmış oluruz.

geçtiğimiz seneye girdiğimiz günlerde kayıtdışı01 için harala gürele çalışıyorduk, dünyadan kopmuş gibiydim sanırım. 

şubata doğru kayıtdışı'nın gerçekleşmesi, olmaz dediğim şeylerin olması, dünyamın alt üst olması şeklinde geçti. güzeldi, daima güzel olarak hatırlayacağım birşeyler başladı.

sonra mart nisan ayları bildiğiniz proje ayları, güzel bir proje dönemi ve danışmanıyla, güzel bir proje teslimi, bu sırada çok şey yaşandı, inişli çıkışlı. bir kısım kopuşlar.

yaz geldi, tatil zamanı, ayvalık. sonra bir kayseri macerası. güzel 3 gün.

easa zamani geldi çattı, irlanda macerası başladı, yeni dostluklar kazanıldı, eskiler pekiştirildi, easa2010 adayı olundu.güzeldi.

istanbul'a geldik, ayrı bir evim var artık. 

en sevdiklerim ispanya'ya gitti, zor atlattık.

güney kıbrıs'a gittim, alexis vurulmadan bir ay önce atina'daydım. easa'yi alamadik, ama guzel is çıkardık.

yine istanbul okul, tekrar kayitdisi vs.

yarışma teslim ettik, kazanamadık.

banu'yu tanıdığıma günbegün daha çok sevinir oldum.

sonra 5 aralık. güvendiğim şeyler kırıldı,  o kadar değerli ki demek istediklerim burası uygun değil. hayatımda hatırlayacağım en güzel 8 aydı, ilk yerleşik düzene geçme fikrine sahip olduğum 8 aydı, gelecek kurduğum vs.

yıl sonuna doğru arkadaşlar, dostluklar iyice güzelleşti. erasmus sınavını geçtim, seneye bir başka yerdeyim büyük olasıkla.

ve yıl sonu. kendime yeni bir düzen kurmaya çalışıyorum, zaman alıyor, kırılganlık derecem gittikçe azalıyor.

neyse efendim, hepinize güzel yıllar.

ps. bir de bülent tanju dersleri var bu senenin güzel yanlarından, beynimiz açıldı iyice sağolsun (:

ps2. kesin unuttuğum bir sürü şey vardır daha, commentlere açıktır.

ama arkadaslar iyidir.

28 Aralık 2008 Pazar § 0


baslikla beraber cihan'a bir selam verip baska bir konuya gecmek istiyorum.

o kadar keyfim yerindeki, arkadaslarimin yeri baya buyuk bu durumda onu farkettim, guzel oldu hersey, gittikçe daha iyi olacak. hep beraber iyileşiyoruz gibi bir durum, hatta dün farkettim ben, büyümüşüz. 

ps. bu cok kisisel mi oldu bilmiyorum, ama paylasmak istedim. oldu oldu kisisel oldu, her neyse.

kutsallaştırma.

24 Aralık 2008 Çarşamba § 0

.......

kutsallaştırma ile çok içli dışlı olan bir toplum, bir mimarı çok rahat kutsal bir yere taşıyabilir. lakin kutsal olma durumu tam burada en inandırıcı yanılmasamasıyla gelir. insan ölçeğinde bir ürün çok daha etkileyeci olmakta.

ama ne gariptir ki, sokaktaki insan pek mimar tanımaz. belki de tam bu yüzden tanımaz, çünkü mimar sokaktaki adamın kutsal yuvasını kurandır, inşa edendir bir yerde.

komik olan şu ki, yüksek kültürde mimar daha çok tanınır, ama bu doğal olduğunu kabullenme değil, kutsallığını pekiştirmedir.

mimara iş yaptırmak önemlidir onlara göre.

.....
 

sabah.sabah.

4 Aralık 2008 Perşembe § 0

şişen bir balonun ağzını kapasanız bile o balon şişmeye devam eder patlayana kadar, serbest bırakırsanız o zaman rahat nefes alabiliriz hepimiz.


"Sinop'ta Özay Çelikçi isimli işsiz bir genç, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e ''Açım, iş istiyorum'' diye bağırdı. Ardından Çelikçi, polisler tarafından yaka paça çıkartıldı. Polisler, bağırmasın için Çelikçi'nin ağzını kapadılar. (dha)"



http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=GaleriHaber&Date=03.12.2008&ArticleID=909262&PAGE=1

if.i.say.so

3 Aralık 2008 Çarşamba § 0



Bugün dahil oldugum bir ders icerisinde, Le Corbusier'den , CIAM'dan, Howard'dan, Garnier'den bahsettik.

Asıl dert onlarin, herseyin bitmis bir hayali yapmalari, modernleşme içerisinde yeni bir uyum
 yaratarak, ortak bir üslüp oluşturmaya çalışıp, bir yanılsamaya düşmesiydi.


Benim görüşümle über-echt kentler kurma hayalleri vardi hepsinin, her neyse bunlari dinlerken, aklima SimCity adli oyun geldi, aslında ne kadar oyunda olsa, kendi icerisinde, alanlamaları bulunan ve oyunu kazanmak icin, sınıf hiyerarşisi, endüstriyel alan, ticari alan, yasama alanı gibi seyleri aynı lökorbizer bir bakış açısıyla düzenlemeniz gerekir. 

Burdan herşeyi bir kurala bağladığımızı görebiliriz belki de, var olanı ancak bir sisteme, bir kaynağa bağladığımızda kendimizi güvende hissediyoruz.

Birşeyleri yapanların önce ne yaptıklarına değil sıfatlarına ve tanımlamalarına bakıyoruz.


işte bu yüzden robert rauschenberg' e selam ediyorum.

ps. eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz iyi ki. bir sonraki yazı, biraz haber takip etmek gerektirecek.

bana.yalan.soylediler

27 Kasım 2008 Perşembe § 0


merhaba cagan irmak ve merhaba semiramis pekkan



"bir aleme indim yalnız
yerde toprak, gökte yıldız
bir yan susuz bir yan deniz

iki el, bir baş verdiler
bir çift göz ağlar dediler
dört bir yanda benim gibiler

doğru söz içinmiş diller
işte kalbin sev dediler

bana yalan söylediler
bana yalan söylediler
kaderden bahsetmediler

varsın böyle geçsin ömrüm
neşeyle dolsun bari her günüm

hani benim sevdiklerim
hani gönül verdiklerim
hasret gider ben giderim"


ps. bir ara uzun yazı gelecekmis

insan_neyle_yasar

17 Kasım 2008 Pazartesi § 0


Bugün 11. Uluslararası İstanbul Bienali'nin kavramsal çerçevesi küratörleri WHW  (What, How & for Whom) tarafından açıklandı.

kavramsal çerçevenin detayı için,


bu adres yeterli olacaktır.

benim bu akşam üstü dikkatimi çeken iki şey ise,




birincisi 4 kadının duruşu, tavırları, normal basın açıklamalarından çok farklı bir şekilde yaptıkları performans etkileyiciydi, balkan kadınlarının mizacı vardı kendilerinde.

ikincisi ise, 

kavramsal çerçeve metninden şu parça,

" "Ortodoks sol bir konumla çağdaş sanat arasındaki çatışmanın çağdaş sanatın anlaşılmasında belirleyici bir rol oynadığı"4 İstanbul ve Türkiye'de, küresel neoliberalizm ve yerel etnik temelli ulusalcılığın çifte açmazından bir çıkış aramak kendini adamaya değecek tek uğraş gibi görünüyor."

4 Süreyyya Evren, ‘Art + Politics. From the Collection of the City of Vienna/Sanat + Siyaset. Viyana Şehir Koleksiyonundan’ içinde, editör Hedwig Saxenhuber, Viyana Şehri Kültürel Çalışmalar Bölümü için, 2008. (Museum on Demand: SpringerWienNew York), 170-183.

Ortodoks sol ve çağdaş sanat arasındaki çatışma çok eğlenceli olacağa benziyor,
bu tanım uzun süredir kafamda takılmış duran birşeyleri biraz yuvarladı.

Brecht'i selamlayarak herkese iyi bienaller diliyorum.




fil_kurbaga

16 Kasım 2008 Pazar § 2

sözlükten öğrendiğim kadarıyla, belçika'da eğitim görürken yaptığı bir kayıtmış kendisinin, zamanına göre sözler vs. gerçekten saykedelik bir çalışma, bu şarkıyla tanıştırdığı için miray caner a saygı duymamak imkansız, sözleri de şu şekilde,

"çok zamanlar önce kara orman icinde 
yalniz basina tek bir erkek fil yasardi 
bir gün dolasirken nehrin kenarinda 
kendi gibi yalniz kurbagaya rastladi 
gözleri birlesti kalpleri birlesti sevgiyle 
elele verdiler yanyana geldiler sevgiyle 
bütün kuslar sustu akan irmaklar durdu 
iki kalp ile carpti bütün orman bir anda 
nehrin kenarina uzandilar yanyana 
rüzgar fisildarken dallarda yapraklarda 
hayaller kurdular her sevisen mutlu bir cift gibi 
uyuya kaldilar rüyaya daldilar onlar gibi 
birden sicradi fil uykudan uyandi 
bos yere yaninda kurbagayi aradi 
kabus zannettigi korkunc rüya dogruydu 
sevgilisi yaninda cansiz yatiyordu 
bir fil ancak kendi cinsinden bir fili severdi 
koskoca aski vücudu gibi cok agir geldi... "

hangisi levent/hangisi dubai?_

§ 0





gittikçe ayırt etmek zorlaşıyor imajları, neresinden bakacağına, neyi göreceğine şaşırıyor insan.

bir pazarlama tekniği olarak kullanıyor, kuleleşme imajları,

murat belge geçenlerde bir röportajında şöyle diyordu,

"ben, daha beter bir durum olmasından korkuyorum. estetik ufuklarında, dubai modeli var. dubai'yi gördüğüm için ödüm kopuyor. bunlar şehri güzelleştirmeye kalkarlarsa ne yaparlar bilemiyorum. aman güzelleştirmesinler de öyle dursun..."*

bu yaz yaptığım çoğu yolculukta aklıma takılanlar vardı, biraz daldan dala olsa da, kırsal her yeri gördükçe"neden mimarlık yaparız" sorusu aklıma takılıyor. aslında tehlikeli bir soru özünde, varoluşla kavga etmek nerelere vardırır soru işareti, ama bazen doğa durduğunda da güzel, zamanı gelecek o yazının da, şimdilik kayseri'de bu fotoğraf yeterli sanırım.


gittim.gezdim.gordum

§ 0


önce atina'ya gittim,  yine sokaklarındaki işlere hayran kaldım.

sonra ordan kıbrıs'a uctum, egedeki adalar bugune kadar gordugum en guzel doga parcalariydi.



inerken hava cok sıcaktı, ondan biraz zor indi sanırım ucak.


hava alanlarını sevdiğime karar verdim, uzun bir post yazacagim yakin zamanda  onların hakkında.


ve nicosia sokakları, ikiye bolunmus bir sehir, hicbirimiz anlayamayacagi kadar hem de.

ps. bu kadar romantik seyler yazmazdim, yolculuklarda bir huzun hakim oluyor sanirim.

aldatmak

1 Kasım 2008 Cumartesi § 0

sadece düşünmek, yapacak olmanin hayalini kurmak, onun yakin zamnada gerçekleşeceğini gösterir. falan filan.

neyse yarim saat once hiç güzel değildi.

bu bir pipo değildir.

misal

§ 0

bugun laptopumun anakartı yandı. uzun hikaye. onu geçmek lazim.

sansür olayıyla ilgili birşeyler yazasım var, burası garip bir ülke neyi yasaklayacagını neyi yasaklamayacagini bilmeyen, sizofrenik bir toplumun var oldugu biryer.

bu yanlis kararlar o kadar kucuk yerlerde veriliyorki, bu insanların çocukları herşeyi yasaklar oluyorlar.

"blog" artık kitlesel iletişimin bir numaralı medyasıdır, bence bir anlamda dilden sonra en aktif gelenidir, bilinçli tercihle okunan bir kaynaktır.

sıkılıyorum.mütemadiyen.

starlık meselesi

24 Eylül 2008 Çarşamba § 4

geçen yazıda bahsettiğim, benzer üretim durumunu tekrar düşününce, uzun zamandır ifade etmek istediğim başka bir konu geldi aklıma.

starlık meselesi,

öyle bir popüler çağda yaşıyoruz ki, bu bulunduğumuz ülkeden mi...

sonra devam edeceğim.

yazacaklarim için bir kahveye ihtiyacım var.

19 Eylül 2008 Cuma § 0

aklımda başka bir konu vardı, ancak aradigim linkleri bulamadim, yer imleri konusuna daha çok çalışmalıyım sanırım.

onun dışında efendim, bugün okuldaydım, yine kafalarda bir sürü projeler, yapılacak işler, güzel hoş sohbetler geçti bir gün daha. bir de bugün doğru eleştirinin nasıl yapılabileceğine dair ufak bir an yaşadım güzeldi.

proje yönetimi olaylarından bahsediyordum bir ara, bunun için insanın önce kendisini yönetmesi gerektiğinden, her neyse baydı bu olay.

durduğumuz yerden bir çok proje bir çok fikir sunabiliriz çoğu zaman. sadece okuyarak okuduklarımızı yorumlayarak yaşayabiliriz, ancak şöyle bir durum var. "üretim yapan insan" olma durumu başka bir şey istemekte, bugün yine başka bir muhabbette konuşuyorduk, sokağa çıkmalı insan, ordan geçmelisin, belki internet bunu azaltıyor.

deneyimlerimiz kısıtlanıyor bir anlamda, 2 boyutlu bir ekranda yaşadığımız deneyimlerle tatmin oluyoruz, oraya gidemiyorsak google earthle gidiyoruz, flickrdan fotoğraflarına bakıyoruz, ekşi sözlükten gidenlerin yorumlarını okuyoruz vs. vs.

şöyle bir öngörüm var, sokağa çıkmayan bulunduğu yerden gözlem yapan bu insanlar bir ortak üretime doğru gidiyor, yapılan herşey birbirine benziyor. yeni hikayeler zor yazılıyor, sokağa çıkmak ondan beslenmek gerekiyor.

belki biraz dışardayız, başka birşey yapmamız gerekiyor. bilemiyorum.

biraz hava lazım.

komünite olma durumu

9 Eylül 2008 Salı § 0

Aslında bu konuda pek bir tarihsel bilgim yok, ama ben ne zaman üretim yapıyorum dediysem, hep bir komünite olma ihtiyacı duymuşumdur.

Sanat grupları, sanatçı insiyatifleri, tasarım grupları, akımlar, manifestolar, ortak üretim, tartışmalar...

Peki bunlar ne için?

Birlikte hareket ettiğimizde daha güçlü olduğumuz, daha üretici olduğumuz için mi? yoksa kişisel networklerimizi genişletip, egosal tatminlerimizi kalabalık ortamlarda bulabildiğimiz için mi? bilemiyorum.

Ben birlikte üretmenin gücüne inanırım, çok geleneksel bir üretim eğitiminde yetiştim sonuç olarak. Herkesin birşeyin ucundan tuttuğu, beraber üretim için çabaladığı bir ortam..

Ancak bir süre sonra, şöyle kırılmalar söz konusu oluyor sanırım, bir grup insan bir araya geldiği zaman ortak bir söylemleri olması gerekiyor, ortak bir dert, yoksa çıkan iş, kurulan ortam çok sağlıklı olmuyor.

Sadece iş yapmak için -ortak bir dert olmadan- bir araya gelmek, bir süre sonra zorunluluğa dönüşüyor.

Bu konuda daha yazacaklarım var, ancak araştırmam, kütüphaneme ulaşmam lazım, ben yine seferiyim de.

kişisel yönetim/freelance

§ 0

Bir kaç gündür düşündüğüm bir mesele var, kişisel yönetim meselesi.

Ben evde yada daha doğru deyimiyle laptop ile bulunduğum her yerde çalışabilen bir insanım,
ama bir şekilde bu serbest çalışma imkanı bir yerden sonra bir dezavantaja da dönüşebiliyor.

Tasarlanan projeler, işler, organizasyonlar bir yerden sonra birbirleriye kesişmeye, zaman mekan sıkışması yaratmaya başlıyor.

Sanırım bir ajanda kullanmak bu iş için önemli bir kıstas, ne zaman ne yapacağını bilmek, check-listler oluşturmak, ekip kurmak, ekiple beraber de çalışmak, düzenli mail kontrolü yapmak, feedback almak, revize etmek...

Bunların dışında bir hayat olduğu da başka bir gerçek, kişisel ilişkiler, sosyal hayat vs. 

Her yerde çalışabilmenin dezavantajı bu oluyor sanırım, bir süre sonra 24 saat iş insanına dönüyor insan, farkında olmadan zamanının çoğunu çalışmayla ya da bilgisayar başında geçirilen boş saatlerde harcıyor.

İşin içine freelance para kazanılan işler girdiğinde ise kişisel projeler arka planda kalıyor. Kişisel gelişim süreci, araçsal gelişim sürecine dönüyor, içerik kendini tamamen üretime bırakıyor, bir taraf eksik kalıyor.

Belki insanın sadece yapacaklarını değil yaptıklarını da yazması lazım, kendi programından da feedback alması lazım.

Robot mu oluyorum ne?

ben nerdeyim ne yapiyorum şu an?

20 Ağustos 2008 Çarşamba § 0

Efendim şöyle başlamak gerekirse,

"EASA – Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması

 

EASA [European Architecture Students Assembly - Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması ] 1981 yılından beri her yaz farklı bir Avrupa ülkesinde, iki hafta boyunca Avrupa'nın 48 ülkesinden 350-500 mimarlık öğrencisinin katılımıyla gerçekleşen, her türlü kurumsal yapıdan bağımsız, politika veya kâr amacı gütmeyen bir öğrenci organizasyonudur. İçeriğinde özetle, organizatör ülkenin öğrencileri tarafından belirlenen temayla ilgili atölyeler, geziler, davetli mimar ve öğretim üyelerinin ders ve konuşmaları ve tartışma platformları yer alır. EASA, 26 yıllık köklü amatör ruhuyla, easy to feel, difficult to describe mottosuyla uluslararası alanda önemli bir enformel etkileşim platformudur."


Burda workshoplara katılıyoruz, partiler yapıyoruz ve farklı kültürlerle tanışıyoruz.

Şu an EASA 2010 için aday olmayı düşünüyoruz, yapabileceğimize inanıyorum. Çok büyük bir iş, çok zaman ama sonrasında inanılmaz bir mutluluk olacak diye düşünüyorum.

Türkiye'nin bugün ki potansiyellerini kullanmanın önemli olduğunu düşünüyorum, oturmamış şeyler söz konusu, herşey gelişim evresinde ve herkes gelişime aç. Bu büyük bir enerji doğuruyor aslında, bu enerjiyi iyi kullanırsak herşeyin çok güzel olacağını düşünüyorum.


Çok umut dolu bir yazı oldu, kendimden soğudum an ve an.


letterfrack/irlanda

18 Ağustos 2008 Pazartesi § 5


su anda buradan bildiriyorum, burası dediğim çoğunuzun şu an sıcaktan bunalırken, ya da denize girerken, benim yağmurla çamurla soğuk havayla uğraştığım ve bunun üzerine bir de projemsi çıkarmak zorunda olduğum bir yer.

300 kişilik nüfusu var zaten kasabanın , 400 tane mimarlık öğrencisi eklenince siz düşünün artık durumu.

onun dışında döndükten sonra düzenli yazılara başlayacağım efendim, bugünlerde sinirleniyorum kızıyorum vs. 

bu arada yeşil memleket evet.


istedigin zaman

9 Haziran 2008 Pazartesi § 1

istedigin zaman hersey oluyormus evet oluyormus

evlenmek.cocuk.vs

22 Mayıs 2008 Perşembe § 0


farkındayım ki bugunlerde gelecek hayallerim arasında evlenmek, beraber yasamak cok genis yer kaplıyor, değişiyorum sanırım.

ama yine de,

sakin.

6 Mayıs 2008 Salı § 0

gördüm, her yanda
kokla, bu ceset, bu yüzüm ağlar kan içinde

çizgi_

30 Nisan 2008 Çarşamba § 0


çizgi
koşmak
yorulmak
uyumak
birileriyle paylaşmak
sakin
sakin

delirmek mübah mıdır
modern zamanlarda?

-tire-tire-

16 Nisan 2008 Çarşamba § 1

13.04.2008

*tunel ist schön.

*londra-new york çağdaş sanat merkezi

*alt tabaka gelişir mi? uçurum daha mı çok açılır?

*"i have to go" güzel bir cümle

*sosyal cinsiyet diye bir kavramdan bahsedilebilinir mi?

*elleri acımıyormuş

15.04.2008

*sanırım insanlar deli

*bugün öksürüyorum

*yunanları seviyorum


3 Nisan 2008 Perşembe § 1

başlığına karar vermeden yazmaya başlayacağım yazılardan biri olacak birazdan yazacaklarım.

fotoğraf mimarın eksiğini kapatır mı?

bir binayı fotoğraftan tahlil etmek, hakkında yorum yapmak ne kadar doğrudur? o sırada okunan şey fotoğraf mıdır yoksa mimari midir?

özellikle dijital teknikler de geliştikçe bu konu gittikçe karmaşıklaşacak gibi geliyor bana, fotoğraf üzerinden yaptığımız okumalar karmaşıklaşıyor.

fotoğrafın doğruyu yansıtmadığı tartışmasını gündeme getirmek istemedim, herkes...


ps. bu yazı bitmişti ama neler yazdığımı hatırlamıyorum silinmiş gitmiş.

imge

31 Ocak 2008 Perşembe § 0

söz konusu olan, herhangi bir imge ise, bu konunun dışında tartışacak bir çok şey vardır.

ses.kendime soru

29 Ocak 2008 Salı § 0

sesin ezberini bozmak istediğimizde, algımız ne kadar doğruyu yakalamaya çalışır?